Yılmaz Odabaşı Sözleri

2025, Sizler için aşağıda birbirinden güzel paylaşılacak Yılmaz Odabaşı Sözleri bir araya getirdik. Yılmaz Odabaşı Sözleri Kısa, etkileyici, anlamlı ve çok güzel sözlerle sevginizi ifade edebilir, duygularınızı en özel şekilde paylaşabilirsiniz. Bu sözleri Instagram, WhatsApp, Facebook, X gibi sosyal ağlarda sevdiklerinizle paylaşarak beğeni toplayabilirsiniz.



Hayat hattında acemi tayfalardık. Ne avunduk sevinç müsveddeleriyle aşktan ikmale kaldık.
Kısa bir öyküdür hayat uğruna upuzun acılar çektiğimiz.
Böyle geçip giderken uzun zamanlar kimleri unuttuk kimler kalanlar?
Hep bir çağlayan gibi senin sevdana aktım sen ise sularını kaçıran bir nehir gibi uzaktın.
İyi ki bu düştesin her sabah ışıyan güneştesin iyi ki yoksuluz bulutlar gibi soğuyan dünyada sımsıcak fırınlar gibi.
Yaslı bir kışa rehin düşse de günler kalbindeki tomurcuğu bahara büyüt o tomurcuk düşlerinin yağmuruyla ıslansın.
Ben seni hep ayrılıkla anmışım titreyen ellerimle günlerin buğusuna adını. Hep adını yazmışım.
Biz şimdi ölsek en fazla kahvede çaylar soğur.
Siz orada kalabalık ve kabarık kalın sağ olun yalnızlık iyi yalnızlık iyi.
Yitirdiğin her şeyde kazandığın bir şey vardır kazandığın her şeyde biraz yitirdiklerin. Hayat karşına nasıl çıkarsa çıksın vazgeçme ve unutma senin hayallerin olmazsa başka birinin hayali olamazsın asla.
Önce sesini sonra yankısını çaldırdın şu beton ormanında Kal orda! Artık hiçbir şeyden kurtulamazsın. ıslanmışsın bir kere oğlum yaş gününde kuruyamazsın.
Artık bu ayrılıklardan kalbim usandı bir gökyüzü bir duvar bir resmin kaldı oysa dünya ne geniş koğuşum dardı bıraksalar martılarla randevum vardı.
Kanmadım aynalara sana kandığım kadar içimde bir boşluk sana yandığım kadar.
Kimse bilmez be canım bir yara bir ömrü nasıl kanatır.
İstediğin kadar uzağa git! Hep aynı gökyüzünü paylaşacağız.
Gittiğin yer bir yağmur damlası kadar yakın gittiğin yer bir uçurum kadar uzak.
Öyle bir serüven ki hayat Karanlıkta Polyanna’lar ışıklarda palyaçolar dolaşır.
Herkesin bir kimsesi vardır ben bilmez miyim bir de kimsesizliği.
Sen bir şeyler bilsen bildiğinden ben çıkarım. Çocukluğuma dokunsan öksüz çıkarım. Halkımı tanısan yurtsuz çıkarım.
Yıllar geçer İdris’lerin kalplerindeki çocuklar daha ölüdür düşleri hâlâ terasta İdris’ler ise zemin katta kiracı oturur.
Ve ben gittim yüreğimde kan gülleri. Siz de o aşkın teninde dinamit sayın beni!
Gitti kanatları yüreğimdeydi kalan elimde minyatür bir kuş şimdi. Yitirdim o aşkın kimliğini hükümsüzdür.
Oysa ölünecek bir şey yokmuş gidince sen yaşanacak bir şey olmadığı kadar.
Bu yüzden uğruna çok öldüğüm sabahlar yaralıdır. Gençliğim darmadağın bir ilkyaz tufanıdır. Bu sevdayı kurda kuşa yedirtmem!
Yaşam yanıltmanın insanlar yanılmanın ustası oldukça yine yeni düşler deniyor ve deneniyorlar.
Boşuna çırpınma gökyüzü: Yurdum kadar ağlayamazsın.
Ve ant olsun ki hiçbir kurşun hiçbir çelik hiçbir toprak ve hiçbir vatan daha kutsal değildir insandan!
Herkes bilir gitmesini. Bir zaman öğrenirsin gideni sırtından öpmesini.
Ya kederiydik kendimizin ya bir halkın kaderi ya şakağı ya şafağı bir halkın namlular çarmıhında!
Herkesin biraz faili olduğu meçhul bir cinayetim şimdi.
Sokakların gün batınca neden boşaldığını ve yüreğimin neden kabardığını bilmiyorum. Konuşsam sessizlik gitsem ayrılık.
Evlerin çatıları kapıları ve perdeleri sevinçleri coşkuları olduğu kadar acıları ve yoksullukları da örtüyor. O örtülü kapıların perdelerin ardında herkes kendi cennetini ya da kıyametini yaşıyor.
Yanıldım ve yoruldum vuslatların izinde beyhude kederlerde sözüm kalacak bu dünyadan gidilir gidilmesine de günlerin yakasında elim kalacak.
Aşkın kavgasını veremeyenler hiçbir şeyin kavgasını veremezler! Aşkın özgürlüğünü yaşayan ve yaşatmayanlar ise hiçbir özgürlüğü hak edemezler!
Demiştim gidip geniş bir bulut alalım. Çünkü yarın gökyüzü üzerimde hep dikdörtgen kalacak. Yarın kalbimin ormanına küller yağacak.
Bazen anılara en çok yakışan elbise birkaç damla gözyaşıdır unutma.
Herkes arar pembesini. Oysa kendinden ötesi yoktur kimse sevmez yalnızlıkta gölgesini.
Ses hoyrat sevinç yılgın şakaklarım sonbahar.
Ne ses ne nefes ne de bu rüzgâr bağışlar seni simsiyah gecelerde budanırken ah ömrüm dönüp sırtını giderken kimler karşılar seni?
Herkes kırılamaz ipince bir dal olmak gerekir kırılmak için ama dünya kütüklerin.
Her ömür kendi gençliğinden vurulur.
Deli sormuş deliye aşk nedir diye? Deli gülmüş deliye ben niye delirdim diye.
Umuttan umudu kesmemek istiyorum çünkü hala hayatın düşlere borcu var.
Ben iki şeyin apansız geldiğine inanırım aşk ve ölüm. İkisi de geldiğinde git diyemezsiniz. İkisinin de önemi ve büyüklüğü belki de geldiklerinde git diyemediğimiz içindir.
Konuşsam sessizlik gitsem ayrılık.
Yalnızlığımda seni büyüttükçe kalabalıklaşacağım. Sen kendi kalabalığında hep yalnız olacaksın.
Gözlerini sil ve bu sevda kadar koyu bir çay tutuştur ellerime. Yok gitme! Gitme sen gidince sevmek yüreğimde düğümleniyor. Özlemeyi yutkunuyorum.
Keşke yalnızlığım kadar yanımda olsaydın Keşke yalnızlığımla paylaştığımı seninle paylaşsaydım Keşke senin adın yalnızlık olsaydı ve ben hep yalnız kalsaydım.
Eski bir aşk yeni bir ayrılıktır her zaman. Bunu kuşlar sorar yıldızlar da anlatır kimse bilmez be canım bir yara bir ömrü nasıl kanatır.
Bir insana ya benimle olur musun? denir ya da benimle ölür müsün? İşte iki noktacık değiştirir anlamı.
Seni bana uzak kılan bu ıssız ve derin uçurumlar. Uçurumlar utansın!