Ahmet Kaya Sözleri

2026, Sizler için aşağıda birbirinden güzel paylaşılacak Ahmet Kaya Sözleri bir araya getirdik. Ahmet Kaya Sözleri Kısa, etkileyici, anlamlı ve çok güzel sözlerle sevginizi ifade edebilir, duygularınızı en özel şekilde paylaşabilirsiniz. Bu sözleri Instagram, WhatsApp, Facebook, X gibi sosyal ağlarda sevdiklerinizle paylaşarak beğeni toplayabilirsiniz.



Söyle yağmur söyle. Değmeden yüreğime. Söyle gökyüzüne. O nerde.
Gözüm yaşarıyor yüreğim yanıyor olmasaydı sonumuz böyle.
Siz benim neden sustuğumu nerden bileceksiniz.
Bu dağlara bu yollara toz eyledi aşk beni. Ben yanarım aşk için ben yanarım gül için.
Bana böylesi garip duygular bilmem neye gelir nereye gider döndüm işte acı yüreğimden beynime sızar bu günde ölmedim anne.
Dedim ya hiç yoktan susturuldu şarkımız.
Bir türkü mor dağların emanetidir. Firari mahpuslara bir avuç su. Bir türkü dilimi içerdekine.
Giderim buralardan giderim bir akşamüstü. Umurunda olmaz umurunda olmaz umurunda olmaz bilirim.
Şimdi bütün iyi niyetlerimi bir bir yargılayıp asıyorum.
Bazen bir uçurum kalır bazen de martıların ardından. Velvele koparan bir leş kalır bir intihar gibi puşt olunca sevdalar.
Bu hasretlik kalır gitmez teninde! Eksilmez acılar ezik yüreğimde.
Sırtını duvara yaslar sırtını ağaca yaslar susarsın. Sen artık hiçbir sözü hiçbir sözü kaldıramazsın.
Bizi zaman yenecek ve anılar kalacak.
Ben klasik bir kadere teslim olmak istemiyorum ve öldükten sonra değil şimdi anlaşılmak istiyorum.
İhanetin zincirini tutan utansın. Dönüp arkasına bakan utansın. Dost diye bağrıma bastığım insanlar arkamı dönünce vuran utansın.
Sakin göllerin kuğusuyduk olmasaydı sonumuz böyle.
Kendine iyi bak. Beni düşünme. Su akar yatağını bulur.
Söyle ay doğmadan düşmesin yaş gözüme.
Dün gece gördüm düşümde seni özledim anne. Gözlerinden akan bendim. Düştüm göğsüne söyle canın yandığımı anne.
Ben giderim geri gelmem benden sonra kalan kalır.
Ben hep uçurum kıyılarında dolaşmayı hep rüzgâra karşı koşmayı uğultulu bir hayatın sesini ve öfkesini ciğerlerimde hissetmeyi aşkı devrimleri başkaldırmayı muhalif olmayı cesareti sevdim. Ve böyle yaşadım.
Sensiz geçmiyor bu günler biliyor musun? Yüreğine beni beni soruyor musun? Öyle yalnız yalnız kaldım biliyor musun türküler söyledim sana duyuyor musun?
Dostlukmuş. Ölüme yürümekmiş. Üstüne titremekmiş. Vefaymış! Aşk dediğin zavallı bir kapıyı duvara çarpıp çıkıncaya kadarmış!
Parmak uçlarına değen sıcaklık incinen bir hayatın yarasıdır.
Varsın böyle geçsin yabancı günler varsın canımı yaksın yine yalnızlık. Seninle doluyken baktığım dünler yıkar mı sandın beni bu yalancı ayrılık.
Dibine vurmuş gecelerden geldim. Yalanım yok. Bir cebimde küfür bir cebimde çocuklara şekerle yaşadım. Hepimizin gurbetindeyim şimdi.
Depremler oluyor beynimde.
Kokunu verirken vazomda güller yıkar mı sandın beni bu yalancı ayrılık.
Firarilerin uzmanı olmuşum bütün telsizlerde adım okunur.
Arka cebimde iki metrelik kefenim duruyor. Her an hazır ve nazır. Ölürsem hayatımda istediğim bir tek şey var. Asla bu ülkeyi sevmiyor demesinler asla yani. Ben Edirne’den Ardahan’a kadar bu ülkeyi çok sevdim.
Suçu saz çalmakmış öğrendiğim kadar.
Sana boncuktan kuş yaptım konacak pencerene.
Sensiz isyan ettim her an dünyam kahır dünyam zindan yine başım duman duman olmadan gel.
Acımasız olma şimdi bu kadar dün gibi çekip gitme.
Yanımdasın susuyorsun. Susuyor konuşmuyorsun. Bakıyor görmüyorsun. Dokunsan donacağım. İçimde intihar korkusu var. Bir gülsen ağlayacağım bir gülsen kendimi bulacağım.
Söyle sen neredesin ben nerde.
Dostum dostum güzel dostum. Bu ne beter çizgidir bu. Bu ne çıldırtan denge. Yaprak döker bir yanımız bir yanımız bahar bahçe.
Bir kenar mahalleliyim mecburen uzaktan severim…
Bozar mı sandın acılar?
Kısa çöp uzun çöpten hakkını alır elbette.
Sonbahar damlardı damlarımıza biz seninle sararırdık. Aydınlansın diye şu kirli yüzler biz durmadan savaşırdık.
Yalnızlığım benim pasaklı kontesim ne kadar rezil olursak o kadar iyi.
Hesabım kalsın mahşere elimi yıkar giderim.
Sanki gökten kar yerine kan yağıyor kar altında üşümüş bir çocuk ağlıyor. Yaşlı gözleriyle bana bakıyor akan gözyaşını içesim gelir.
Ceketimi yağmurlara astığımdan beri tehlikeli şiirler yazar dünyaya sataşırım.
Saçlarına yıldız düşmüş koparma anne ağlama.
Firarilerin uzmanı olmuşum bütün istasyonlarda afişim durur beni bir çocuk bile vurur.
Acılardan arta kalan işte bu bakışlarmış. Buğu diye gözlerimde gün batımı bulutlarmış.
Beni bilimle anla iki gözüm felsefeyle anla ve tarihle yargıla.
Bırak ay gitsin sen kal bu gece.
Bir ben kaldım bir ben kaldım tenhasında gecenin avutulmamış ben.
Birazdan kudurur deniz.
Şimdi gözlerime ağlamayı öğrettin ki bu yaşlar utangaç boynunun kolyesi olsun.
Hey gönül gene bu gece kederim geceden yüce. Gel susalım beraberce böyleymiş kara yazımız.
Dışarıda kar yağıyor benim içime yağmur.
Şimdi saat yokluğunun belası sensiz gelen sabaha günaydın.
Artık sigarayı günde üç pakete çıkardım. Olsun gözüm olsun. Ne olacaksa olsun!
Yüzlerce soğuk namlu üzerime çevrildi yüzlerce demir tetik aynı anda gerildi.
Ağladım gözyaşlarım düştü ateşe yine de bu yangını söndüremedim.
Bir menekşe kokusunda seni aramak var ya bu hep böyle böyle gider mi?
Ölümü özledim anne yaşamak isterken delice.
İki damla gözyaşımla satıldım pazarlarda kırdılar yüreğimi kırdılar azarlarla sürgünlere yolladılar sabah dörtte yağmurlarla. Ben yandım siz yanmayın ALLAH aşkına.
Haykırsam duyamazsın. Çağırsam gelemezsin. Yürekten sevemezsin sen.
Giden bu yolculardan en çok ben şanssızım. Ne kadar çok yaşadıysam o kadar çok yalnızım.
Kırmızı rujlu sokakların aşağılık pazarlıkların adı anılmayacak benle. Bir çiçeğim halk ormanında fışkırdım başkaldırıyorum.