Yahya Kemal Beyatlı Sözleri

2026, Sizler için aşağıda birbirinden güzel paylaşılacak Yahya Kemal Beyatlı Sözleri bir araya getirdik. Yahya Kemal Beyatlı Sözleri Kısa, etkileyici, anlamlı ve çok güzel sözlerle sevginizi ifade edebilir, duygularınızı en özel şekilde paylaşabilirsiniz. Bu sözleri Instagram, WhatsApp, Facebook, X gibi sosyal ağlarda sevdiklerinizle paylaşarak beğeni toplayabilirsiniz.



Aşkın sihirli şarkısı yüzlerce dildedir.
Yaşamak zevki nedir bilmez ölümden korkan.
Türkçe; ağzımızda, anamızın dili gibi helal ve güzel olmalı.
Bugün Türklük tahlil devrinde değil terkip devrindedir.
Gönüldendir şikâyet kimseden feryadımız yoktur.
Fethin en müspet ve en esaslı eseri vatanın yekpareliğidir.
Şiirde lisan, zevk, fikir, mazmun, her şey eskir, yalnız aşk eskimez her dem tazedir.
Dönülmez akşamın ufkundayız. Vakit çok geç; bu son fasıldır ey ömrüm, nasıl geçersen geç!
Bir yoldu parıldayan, gümüşten, Gittik. Bahis açmadık dönüşten.
Medeniyette bütün idrakler ihtirasla mümkündür. Bugünkü Garp medeniyetini, kendiliğimizden tiksindirecek kadar, ateşli bir ihtirasla sevmeseydik idrak edemezdik.
Ölmek kaderde var, yaşayıp köhnemek hazin/ Bir çare yok mudur buna ya Rabbe’l alemin.
Bir milletin dilini ifade edecek olan sanatkarın o milletin, bütün tarihinde dilinin geçirmiş olduğu Safhaları sadece bilmesi değil, benimsemesi lazımdır. Her millette olduğu gibi, bizde de kelimeleri şiir canlandırmış nesir sadece kullanılmıştır.
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler; bilinmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.
Türk ülkesinde hayat hür, saf, nefis idi. Türkler hayattan birer şarkı gibi geçiyorlardı. Diğer ülkelerde Türk gençleri gibi kahraman, Türk kadınları gibi güzel, Türk kızları gibi ince, Türk gibi hür yollu darbımeseller vardı.
Bir nesil evvelkilere mevhum saltanat tatlı bir hayal, milliyetler esasları üzerinde bir Türk milliyeti acı bir hakikat görünüyor. Bugün biz o merhumeye acı hayal, Türk devletine tatlı hakikat diyoruz.
Kör bedbinlik bir milleti nasıl öldürürse sağır nikbinlik de bir zaaftır. Kavi olan, yenilmeyen yalnız azimdir.
Üstümüze zaman yağdı, hüznümüz ondan.
İnsan alemde hayal ettiği müddetçe yaşar.
İspat ettik ki bir zaman aşiretten cihangirane bir devlet çıkaran bu millet o cihangirane devletten bugün bir Türk vatanı çıkaracak kudrettedir.
Ankara’nın en çok İstanbul’a dönüş yolunu sevdim.
Aheste çek kürekleri mehtap uyanmasın!
Zihnim bu şehirden, bu devirden çok uzakta.
Kalbimin takati yok, hem bu duyuş çok sürecek. Mavera başlamadan ben buradan ayrılayım.
Sahte bir şiir iyi okunamaz. Olsa olsa mevzun cümlelerden mürekkep bir parçayı iyi kıraat etmiş olur.
Kalbim yine üzgün, seni andım da derinden geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden.
Çünkü bir kıtada askerle değil, milletle durulur.
Ölmek kaderde var, yaşayıp köhnemek hazin.
Ey sevgi anladım bu uzaktan seda ile. Ömrüm yegâne lezzetidir hatıran bile.
Gürlemiş Topkapı’dan bir yeni şiddet daha şanlı namıyla, büyük top, denilen ejderha.
Şiir, ilham perisi ile baş başa kalınınca yazılır.
Yer kalmadı beynimde hayale.
Geçmişte sevdiğimiz, hayran olduğumuz ve bağlandığımız şeyler yalnız güzellikler, iyilikler, doğruluklardır; yoksa çirkinlikleri, kötülükleri ve haksızlıkları sevmiyoruz.
Bütün Türkler gibi İstanbullular da biliyorlar ki, millî hareket bütün bir cidali Osman’ın sancağını, Fatih’in tahtını, Selim’in hatırasını nisyandan kurtarmak içindir.
Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden, birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.
Bazı yerler vardır ki ruh eser.
Ya şevk içinde harap ol, ya aşk içinde gönül!
Sen neredesin, ey sevgili, yaz günleri nerde!
Siyasette, doğru her zaman biraz geç söylenir.
Ölenler öldü, kalanlarla mustarip kaldık.
Yürü! Hür maviliğin bittiği son hadde kadar. İnsan alemde hayal ettiği müddetçe yaşar.
Güçlü olan, yenilmeyen yalnız azimdir.
Ayrılmanın bıraktığı hicran derindedir!
Kalbi olanların dili yok, dili olanların kalbi yok.
Soğuk ay öptü beyaz ensesini, sardı her uzvunu bir ince sızı.
Medeniyette bütün idrakler ihtirasla mümkündür.
Artık demir almak günü gelmişse zamandan, meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Bütün bu amiller, gitgide, devleti Latinlikten uzaklaştırıyor, ekseriyeti şarklı, Hıristiyan ve Eski Yunancadan bozma bir dille konuşan halka mal ediyor.
Toprakta tek bir medeniyet vardı: Türk medeniyeti.
Bir tel kopar ahenk ebediyen kesilir.
Ölmek değildir ömrümüzün en feci işi, müşkül budur ki ölmeden evvel ölür kişi.
Mazi yosunla örtülü bir göl ki yok dibi, mevsim serin ve bahçede yaprak yığın yığın.
Sanat şahsi oldukça şahısların renk renk bir kalabalık olduğu anlaşıldı.